3 KAVRAM (SU, YÜKSEK, KALMAK)
Kelimeleri tek tek ele almak gerekirse; su: yerine göre birçok farklı anlam çakıralabilecek bir kavram. Örneğin; yüksek bir yerden şarıl şarıl akan bir şelale hiddet, asilik belki kızgınlık gibi şeyleri akla getirirken, usulca yağan yağmurdan camımıza çarpan birkaç yağmur damlası romantiklik, hüzün ve hatta ruh haline göre insanı mutlu bile hissettirebilecek yeteneğe sahiptir. Öte yandan çölde kaybolan biri için susuzluktan gördüğü serap ise insana hayatının en acı hüsranını yaşatabilir. Sokakta top peşinde koştururken susayan çocuk için ise eve gelip doyasıya su içmek onu oyununa ara vermek zorunda bırakan bir angaryadan ibarettir. Sonuç olarak kelimelerin, kavramların var ya da yok, bir sürü ya da bir tek olması değil sadece o an içinde kişinin ihtiyaçlarına cevap veriyor olmasıdır önemli olan.Kişiden kişiye değişen bir diğer kavram ise; yüksek. Yükseklik korkusu olan biri için yüksek kelime olarak dahi en büyük korkulardan biri, yüksekte kaldığı her dakika ise geçmek bilmeyen tahammül edilemez bir durumken, yamaç paraşütü yapan biri için ise hayatın tamamını, bütün anlamları ifade eder. Yüksekten yola çıkarak yükseklik korkusunu ele aldığımızda bunun insan hayatı için ne denli önem arz ettiğini anlayabiliriz. Örneğin; yükseklik korkusu olan biri için trapezcilik yapmak imkansızdır ya da dünyanın en yüksek binasına çıkmak oradan aşağıya bakmak diğer insanlar için birer ayrıcalıkken yükseklik korkusuna sahip biri için tam bir işkence haline dönüşebilir.
Rastgele seçilen bu kelimeleri bir fotoğraf karesine soyut olarak yerleştirmeye başladığımda fotoğrafta kelimelerimden ilki olan su'yu bir bardakta göstermekten çok suyun rengi olan maviyi göstermeye karar verdim. Yüksekle ilgili ise korku faktöründen yararlandım fotoğrafta yükseği korku olarak görüyoruz. Mavi renk suyun sakinliğini, dinginliğini ifade ederken mavi renkteki gökyüzü üzerindeki çapraz tahta parçaları kapana kısılı kalmış birinin çaresizliğini ve aynı zamanda içindeki korkunun tahtaya yansımasını gösteriyor bizlere.
Görselleştirme tekniklerine gelecek olursak; yaptığım işteki teknik, sembollerle anlatmayı denemek oldu. Açıkçası sembol kullanmanın hem daha açık hem de karmaşık bir yok olduğunu düşünüyorum zira, yapılan çalışmada sembole bakan kişi ya anlatılmak isteneni alıyor ya da çok uzak ihtimallerden bir şey oluşuyor kafasında. Bu da çalışmayı yapan kişinin işine gelir kanımca çünkü işin sahibinin yaptığını son noktasına kadar açıklamak zorunda olmadığını hatta insanların kafasında soru işaretleri bıraktığı takdirde daha başarılı olduğu kanısındayım. Birçok örneğini de görebileceğimiz sembollerle görselleştirme alanında belki de en önemlilerinden biri olan Le Lissitzky’nin ‘beyazları kırmızı kamayla vurun’ çalışmasından referans aldığımı belirtebilirim. Bu çalışmasında Lissitzk’nin yaptığı sembollerle normalde anlatılacak şeylerin daha etkili bir biçimde öne sürmek. Benim de yapmaya çalıştığım tam anlamıyla bu oldu çalışmada. Birbirinden farklı kelimeleri birbirinden farklı malzemelerle birleştirerek, bakıldığında hem anlatmak istediğim bir nebze anlaşılsın hem de bir kısmı gizli kalsın diye sembollerin en uygun yöntem olduğunu düşünüyorum.

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder